Bizleri, gönderdiği kutlu elçisi Hz. Muhammed (a.s.m) vasıtasıyla karanlıklardan aydınlıklara çıkaran Rabbimize yarattıkları adedince hamd olsun; yarattıklarının en eşrefine (a.s.m) de selat ve selam olsun.
Efendimizin (a.s.m) dünyaya teşriflerinin hicri yıl dönümü münasebetiyle üye ve gönüllü kardeşlerimize bir dizi tavsiyelerimiz olacaktır;
Efendimizi anmak maksadıyla getirilen salavatlar gün boyunca yoğunlaştırılmalı.
Peygamber Efendimizi (a.s.m) halkımıza hatırlatacak CD, kitap vs. hediyeler dağıtılmalı.
Esnaf kardeşler iş yerlerinde müşterilerine şeker, lokum, gül suyu vs. ikramlarda bulunmalı.
Esnaf kardeşler, Mevlit gününe özel olarak indirimler ve kampanyalar düzenlemeli.
Şoför kardeşler, bugüne özel olarak ücretsiz hizmetler vermeli, bedava yolcu taşımalı; lokantalarda bulunan kardeşler ücretsiz yemek dağıtmalı; berber/kuaför kardeşler de bedava tıraş etmeli. Kısacası her kardeş kendi mesleğine uygun olarak (ve imkanları dahilinde) bu güne özel olarak müslüman halkımıza ücretsiz hizmetlerde bulunmalıdır.
Özelde esnaf kardeşlerimiz genelde bütün kardeşlerimiz Mevlit günü vesilesiyle iş yerlerini hadislerle süslemelidirler.
Günün öneminin bilincinde olan kardeşler, komşularına tatlı vs. ikramlarda bulunmalıdırlar.
Hiçbir faaliyet yapamayacak durumda olan kardeşlerimiz de en azından Veda Hutbesini okuyarak tefekkür etmelidirler.
Mevlamızın, bizleri, şerefli elçisine layık kullar zümresine katması dileklerimizle...
28 Aralık 1979 tarihinde müfredata eklenen Milli Güvenlik dersleriniaskerlerin; okulları, öğretmenleri ve öğrencileri kontrol altında tutmak ve fişlemek için kullandığı ortaya çıkmıştı. 28 Şubat 1997’de başlayan ve 28 Şubat süreci denilen post modern asker darbesi ve sonrasında Milli Güvenlik derslerine giren askerlerin, mütedeyyin öğretmen ve öğrencileri fişlediği belgeleriyle açığa çıkmıştı.
Özelliklede başörtülü kız öğrencilerin okullara ve sınıflara alınmamasında Milli Güvenlik derslerine giren askerlerin etkisi ve rolü büyüktür. Nitekim bugün bile bu zalimane uygulamayı devam ettirdikleri görülmektedir. Milli Güvenlik derslerinde başörtülerini çıkarmayan öğrencilerin tümüne sıfır puan verilerek,başarısız sayılmaları ve sınıfta kalmaları sağlanmaktadır.
Askeri vesayeti temsil eden Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması sivilleşme adına olumlu bir gelişmedir. Okullarda halen uygulanmakta olan diğer vesayet kalıntıları ile faşizan uygulama ve ritüellerin de kaldırılması gerekmektedir.
Başörtüsü yasağı başta olmak üzere karma eğitim ve çocuklarımıza zorla okutulan ‘Andımız’ adlı faşizan uygulama da bir an evvel kaldırılmalıdır.
Karanlık ve derin yapılara hizmet edenler tarafından, 11 Ocak 2012 tarihinde Batman-da faaliyet yürüten Peygamber Sevdalıları Platformu üyesi SEVGİ-DER-e,bombalı bir saldırı düzenlenmiştir. Saldırının yapıldığı saatte dernek binasında kimsenin olmaması muhtemel bir faciayı önlemiştir.
Peygamber Sevdalıları Platformu üyesi derneklere yönelik böylesi menfur saldırılar yıllardır yapılmaktadır. Bu güne kadar yapılan saldırıların aydınlatılmamış ve hiçbirinin failinin yakalanmamış olması, bu saldırıların devletin derin yapılarınca planlandığı ve kuklaları tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.Şimdiye kadar yaptıkları provakatif saldırılarla amaçlarına ulaşamadıkları gibi, bu saldırı ile de amaçlarına ulaşamayacaklardır.
Bu provakatörlere verilecek en iyi cevap daha fazla çalışarak mazlum ve mustazaf halkımıza yardımcı olmaya devam etmektir. Onları ideolojilerin kin ve nefret bataklığından kurtarıp, inancın sevgi ve merhamet pınarına ulaştırmaktır.
Amacı, Hakka ve halka hizmet olan, toplumda sevgiyi, şefkati ve merhameti yayan SEVGİ-DER-e yapılan saldırıyı ve saldırganları şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz. Dernek yöneticilerine, üyelerine ve gönüllülerine de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, sabır tavsiye ediyoruz.
02/01/2012 tarihi itibarıyla Gaziantep’te dernek gönüllülerimizden Gülay Çevik adlı hanımefendi gözaltına alınmıştır.
Gözaltına alınma sebebi;
Gülay Çevik adlı gönüllümüz, kızını başörtülü olarak okula götürünce okul idaresi kızının başörtüsünü bahane ederek derse almamış, bunun suç olduğunu belirten veliye de “sırtımız kuvvetlidir, istediğini yap!” demişlerdir. Bunun üzerine okul idaresini şikayet etmek üzere karakola giden veli Gülay Çevik, savcı talimatıyla gözaltına alınmıştır. Kendisiyle konuşulan Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürü, kız çocuklarının okula alınmamasının sebebinin Gaziantep Valisi olduğunu; valinin, <çocukların okula alınmaması, ısraredenlerin de polise havale edilmesi> talimatını verdiğini belirtmiştir. Gaziantep Valisinin kanunları uygulamak yerine, gizli toplantılarda kanun dışında talimatlarla komplocu derin yapılara zemin hazırlamasını nazarlara vermekle beraber, Müslüman halkımızın takdirlerine de sunuyoruz.
Bu gözaltı olayının nazarımızda, Maraş‘ı işgal eden Fransızların yaptığından farklı olmadığını belirtmek istiyoruz. Dün Maraş’ı işgal eden zihniyet ne yazık ki bugün farklı bir surette tezahür etmiştir. Sözde özgürlük, adalet, insani değerler adına iktidarı ele geçirenler hiç olmadığı kadar zulümlere göz yummakta, onlara alkış tutan geçmişin özgürlük havarileri ise ne yazık ki tahrife uğramış zihniyetlerini de görememenin şaşkınlığı ile “illa iktidar! illa iktidar!” hesaplarıyla yapılan zulümlere sessiz kalmayı yeğlemişlerdir.
Sormak istiyoruz;
28 Şubatçı zihniyet ile bu yapılan arasında ne fark var?
28 Şubat’ta daha fazla insana yapılan şu an daha az insana yapılıyor diye bu zulüm görmezden gelinebilir mi?
Veya zulmü işleyenler değiştiği için mi bu sessizlik?
28 Şubat’ın zalimleri kötü de sizinkiler mi iyi?
"Kim olursa olsun mazlumdan yana olacağız” diyerek yıllarca ateistlerin, ahlaksızların, ne/kim olduğu belli olmayanların peşinde hak hukuk diyerek aslan kesilen kahramanlara soruyoruz!
Şimdi ne oldu da 12, 13, 14 yaşlarındaki melek kızların eğitim hakkından mahrum bırakılmasına, ikna odalarına alınmalarına, şiddete maruz bırakılmalarına, ailelerinin polis tarafından tehdit edilmelerine, gözaltına alınmalarına sessiz kalmakla yetinmeyip, "hak hukuktan bahsetmenin zamanı mı?" diyerek adeta yapılan zulme destek olmaktasınız.
Bu küçük kızlar çok mu tehlikeliler ki sadece devlet için değil iktidar için de büyük bir tehdit oluşturmuşlar?
Bu yüzden mi uygulanan zulüm, yıllardır alışılagelmiş yöntemlerle bastırma, gözaltına alma, hapse atmakla tehdit etme, örgüt suçlamasıyla susturma, davalar açma şeklinde devam ettiriliyor?
Acaba bu çocukları ve ailelerini sindirmek ve susturmakla iktidar ve yardakçıları selamette mi kalacak?
Sayın Başbakan, İskilip’li Atıf Hoca’dan ya da yeri gelince Sütçü İmam’dan bahsediyor. Bir dekendi iktidarı döneminde yapılanları bir görebilse. Yüzlerce insan sadece İslami faaliyetlerinden, yasal faaliyetler yürütmekten gözaltına alındı. Demek yetmemiş ki kızının okuma hakkını ihlal eden idareciler hakkında şikayet dilekçesi verdiği için bu bacımız da gözaltına alınıp hakkında soruşturma başlatılmıştır. Bu AKP iktidarının bir utanç ve ayıbıdır. Bilmiyorlar mı ki Allah Kur’an-ı Kerimde "Zulmedenler yakında nasıl devrileceklerini bilecekler" diye buyuruyor. Hangi zalim payidar kalmıştır? Demek idareciler hakkında şikayette bulunanlar da böyle gözaltına alınarak susturulacak. Bunun adı demokrasi ise batsın bu demokrasi! Yaşasın zalimler için cehennem! Başka da söylenecek söz bilmiyoruz.
Yalnız önemli bir noktayı da hatırlatmak istiyoruz. Anadolu insanının dokunulmayacak özellikleri vardır, masumiyetle beraber bu hassasiyetlere dokunulması bugüne kadar kimseye fayda vermemiştir. Bu hassasiyetlere dokunulması toplumsal dokuyu, toplumun huzurunu bozmak ve resmen provokatörlük yapmaktır.
Şayet hükümet bu işte sorumluluğu olmadığını iddia ediyorsa yasal prosedür dışında hareket eden yetkililere de kanuni çerçevedeki sorumluluklarını hatırlatmalı, bu yapılan zulmün sorumluları hakkında hemen soruşturma başlatmalıdır. Bir daha benzer hadiselerin yaşanmaması için de acil olarak başörtü ile ilgili yaşanan sorunun giderilmesini sağlamalıdır.
Cumhuriyet ve demokrasi (!) tarihinde kara bir leke olarak anılacak "Uludere Katliamı"nı LANETLİYORUZ!
Şırnak-ın Uludere İlçesine bağlı Ortasu(Roboski) köyünde dün akşam Diyarbakır askeri havaalanından kalkan F-16 uçaklarıyla gerçekleştirilen ve otuz beş (35) masum köylünün "PKK’lı zannedilerek" katledildiği bu vahşeti kınıyoruz.
Terörle mücadele adı altında sürdürülen kirli savaşın bir sonucu olarak hedef gözetilmeksiniz yapılan bu bombardıman, rejimin senelerdir işlediği katliamlardan biridir. Bombardıman sonucu yaşamını yitiren insanlarımızın yarısına yakınının on beş - yirmi yaşlarında genç fidanlardan olması yaşanan katliamın vehametini daha da artırmaktadır.
Rejim yıllardır yaptığı onlarca katliamı örtbas edebilmiştir. Ancak bu katliamla suç üstü yakalanmıştır. Bu katliamla genelde ümmetin özelde kürt coğrafyasının zalimane ve yapay sınırlarla bölünmesinin halkımız açısından acı sonuçları bir kez daha ortaya çıkmıştır. Zira halkımız nezdinde bu sınırların bir geçerliliğinin olmadığı anlaşılmıştır. Bu olay 1943 yılında gerçekleştirilen ve tarihe Muğlalı olayı olarak geçen otuz üç (33) insanın öldürüldüğü vahşi katliamı bize yine hatırlatmıştır. Her iki katiamın sorumluları da sorumsuzca davranan halk düşmanı zihniyettir.
Bu halk, yıllardır iki zulüm arasında yaşam savaşı vermektedir.
Bu işin sorumluları sadece katliama sebep olan askerler değil, sorunun bunca yıldır devam etmesine sebep olan silsile içindeki tüm devlet yetkilileridir.
Hükümet yaşanan bu vahşeti araştırmalı ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalıdır. Hükümet ihmali bulunanları da mutlaka cezalandırmalıdır.
Bu vesile ile katliamda hayatını kaybeden mazlumlara Rabbimizden rahmet, yaralılara acil şifa geride kalanlara da sabr-ı cemil diliyoruz...
29 Haziran 2011 tarihinde, derneğimizin Diyarbakır Şubesince düzenlenen "Şeyh Said-i Anma Etkinliği" resmi makamlarca soruşturulmaya tabi tutulmuş, derneğimizin Diyarbakır şubesi başkanı Nuri Güler ve etkinliğimize katılan Kelha Amed Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Av Necat Özdemir ile Ömer Çelik, Abdulhakim Avut ve Vedat Turgut hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Mevcut rejimin Dersim katliamıyla yüzleştiği ve özür beyan ettiği şu dönemde, İstiklal mahkemelerinin keyfi ve hukuksuz uygulamaları sonucu zulme uğrayan Şeyh Saidve 47 arkadaşının idam edilerek şehid edilmelerinin yıl dönümünde düzenlediğimiz basın açıklamasının soruşturulmaya tabi tutulması rejimin "yüzleşme" konusundaki samimiyetine halel getirmektedir. Ayrıca aylar öncesinden hazırlığı yapılan, resmi makamlara izin için başvuruda bulunulan etkinliğimize, sadece iki gün kala Batıkent Meydanının "miting alanı" olmadığı gerekçesiyle izin verilmemiştir. Bunun üzerine miting yapmaktan vazgeçilmiş, aynı yerde kitlesel basın açıklaması yapılması kararlaştırılmıştır. basın açıklaması yapılmasındayetkili mercilerce hiçbir sorun teşkil etmeyeceği bilgisi alınmıştır. Fakat tıpkı rejimin en karanlık döneminde Şeyh Said ve arkadaşlarına uygulanan keyfi muamelenin bir örneği maalesef rejimin en adil(!) olduğu dönemde yaşanmıştır.
Zahirde görünen özür beyanları olumlu olarak görülse dahi rejim ve kurduğu istiklal mahkemeleri tarafından gerçekleştirilen Zilan Katliamı, Şeyh Said-ler ve İskilipli Atıf-lar misali nice Dersim vakası hala kabullenilmemekte, hatırlatılması dahi suç olarak görülmektedir. Yaşadığımız süreçte bunun delilidir.
Sistemin geçmişiyle yüzleşeceği ve gerçeklerin egemenlerin aleyhine dahi olsa özgürce söylenebileceği yarınlar ümidiyle...
Son günlerde bölgemizde meydana gelen olaylar çerçevesinde bazı yayın organlarında spekülatif haberler yapılmaktadır.
Herkesin malumu olduğu üzere, coğrafyamızda yıllardırdevam eden çatışma ortamının tarafı olmadığımızı, halkın çocuklarının birbirine kırdırıldığı bu ortamın sona ermesini istediğimizi değişik vesilelerle dile getirdik. Çatışmalı ortamlardan nemalananların, camiamıza yönelik tüm kışkırtmalarına, tahrik ve provokasyonlarına hatta dernek üye ve yöneticilerimizi yaralamalarına ve öldürmelerine rağmen sağduyulu davrandık ve davranmaya devam ediyoruz.. Kavgaların ve çatışmaların halkımızın faydasına olmadığına inanıyoruz. Aynı inancı ve sağduyuyu sorumluluk sahibi herkesten bekliyoruz.
Cinayeti işletenler ile bundan nemalanmak isteyen kişi ve yapılar provokatif yayın ve açıklamalar yaparak gençlerimizi çatıştırmak vekaos ortamı oluşturmak istemektedirler. Amaçlarına ulaşabilmek için korsan bir bildiri dahi düzenleyipkimi ajanslara göndermişlerdir. Ciddi bir tuzak ve provokasyon ile karşı karşıyayız.Bu provokasyon karşısında herkes sağduyulu davranmalıdır.
Kurumlarımıza, üyelerimize ve yöneticilerimize saldırmakla, camiamızı kirli ve şaibeli olan mevcutçatışma ortamına çekemeyenler, yeni oyunlar tezgahlamaktadırlar. Bu güne kadar tüm provokasyonları boşa çıkardık. Şimdi de üzerinde bomba vs. saldırı malzemesi bulunan bir gösterici şahsın ölümü bahane edilerek amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Mazlum ve mustazaf halkımızın arasına fitne sokmak ve gençlerimizi karşı karşıya getirmek istemektedirler.
Halkımızın yararına olmayan, derin ve karanlık yapıların amacına hizmet edici açıklamalarda bulunan kişi ve yayınların tahrik ve provokasyonlarına gelinmemelidir... Geçmişte, bu türden yayın yapan, yalan ve iftiralarla bölgeyi kan gölüne çeviren Perinçek ve benzerlerinin,derin devlet bağlantıları günümüzde ortaya çıkmıştır. Geçmişten ders alınmalı ve provokatörlere prim verilmemelidir.
Bu münasebetle söz konusu cinayeti, provokatif yayın ve açıklama yapanları kınıyor, Elibol ailesine başsağlığı diliyoruz. 08.12.2011
Hepimizin malumu olduğu üzere Kudüs, ilahi vahye dayalı bütün dinlerce kutsal sayılan bir şehirdir. Bu mekâna kutsiyet atfedilmesinin sebeplerinin başında Yüce Mevla-mızın biz insanları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak üzere gönderdiği kutlu Peygamberlerinin birçoğunun bu şehirde yaşamış olmaları gelmektedir. Bununla birlikte müslümanların ilk kıblesi ve kutsal mescidlerin üçüncüsü olan Mescid-i Aksa-yı bağrında barındırması ve Resul-i Ekrem (s.a.v)-in İsra ve Miraç mucizelerine tanık olması da bu mübarek beldenin mukaddesatının sebeplerindendir. Zira bir ayeti kerimede Yüce Rabbimiz Mescid-i Aksa ve çevresi olan Kudüs-ten bahsederken şöyle buyurmaktadır;
"Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed-i) bir gece Mescid-i Haram-dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa-ya götüren Allah-ın şanı pek yücedir..." (İsra-1)
Genelde bütün ilahi dinlerce özelde de biz müslümanlarca kutsiyetinde şüphe bulunmayan ve Beyt-i Makdisi bağrında bulunduran Kudüs-ümüz yıllardır siyonist katillerce işgal altında tutulmaktadır. Rabbimizin ayetleriyle övdüğü mübarek belde şu an siyonistlerin zulüm mekânı haline gelmiştir. Barış ve adaletin müjdesi, güzel ruhların beldesi, bütün dinlerin sinesi olan Kudüs-ümüzün sokakları caddeleri şimdi kan ve gözyaşı ile yıkanmaktadır. Mukaddes beldemiz tahribata uğratılmakta ve hürmeti çiğnenmektedir. Peygamberin mirac mekanı, mukaddes belde Kudüs, şimdilerde çağın firavunlarının cirit attığı mekan haline gelmiştir. İsa-nın, Musa-nın, Yahya ve Zekeriyya-nın diyarı sevgili Kudüs-ümüz şimdi Siyonistlerin işgaline uğramış, asıl sahipleriyle arasına utanç duvarları çekilmiştir.
Siyonistlerin elindeKudüs esir, Mescidi Aksa rehindir. Siyonistler, Süleyman mabedini ortaya çıkarma bahanesiyle, Mescidi Aksa-nın altını oyarak yıkmaya çalışmaktadır. Mescidin büyük bir bölümü ibadete kapatılmış ve 50 yaşın altındaki Müslümanların Mescidi Aksaya girişine izin vermemektedir. Dışarıdan giden Müslümanlar bile Siyonistlerden izin almadan MescidiAksa-yıziyaret edememektedir. Siyonisler Mescidi Aksa-nın kudsiyetine halel getirmekte, ibadet eden Müslümanlara saldırmakta, onları katletmektedir.
Hal böyle iken inşa edildiği günden beri tevhid ehlinin kutsal mekânlarından biri olan Mescid-i Aksa-yı ve onu barındıran mübarek belde Kudüs-ü yeniden özgürleştirmek de elbette sadece Filistinlilerin veya sadece Arapların görevi değildir. Kudüsü ve Mescidi Aksayı işgalden kurtarmak için çaba göstermek her Müslümanın İslami sorumluluğudur.Kudüs işgal altında durdukça, Mescidi Aksa ve MüslümanlarSiyonistlerin zulmüne maruz kaldıkça, bizler vebal altındayız. Tarihi süreçte bu toprakların sadece İslam-ın adaleti ile sükûnet bulduğunu ve huzura kavuştuğunu da göz önüne alarak; akıtılan kanların, kirletilen ırzların ve katledilen masum yavruların kurtuluşu için dünya Müslümanlarının harekete geçmesi elzemdir. Rabbimizce kutsiyet atfedilen mübarek toprakların ve Mescid-i Aksa-nın esaret zincirlerinden kurtulup özgürlüğe kavuşması ve gerçek sahiplerine iadesi için çalışmak, sıradanbir fertten, en büyük topluluklara kadar her kesin ve her kesimin hassasiyet göstermesi gereken bir konudur.Şunu unutmayalım, Kudüs-ün özgürlüğü için mücadele eden Filistinli Müslümanlar, aynı zamanda dünya Müslümanlarını temsilen orada mücadele ediyorlar. Bizim adımıza orada savaşıyorlar. Bu nedenle orada mücadele veren Müslümanlara maddi ve manevi destek olmak bizler için bir borçtur.
Kudüs ve Mescidi Aksa yeni Selahattinler bekliyor. Kuran ve sünnete sahip çıkarsak, mücadelemizi İslami temellere oturtursak işte o zamaniçimizden Selahattinler çıkacak. Hem biz azad olacağız, hem de kudüsü özgürlüğüne kavuşturacağız. Kudüs ve Mescidi Aksa-nın özgürlüğü Müslümanlariçin önemlidir. Bu gün Dünya Kudüs günüdür. Bu gün Ümmetin Mescidi Aksa-ya sahip çıkma günüdür. Bizler şuna inanıyoruz ki, Kudüs özgür olursa, ümmet özgür olacak. Kudüs esaretten kurtulursa ümmet -in özgürlükkapısı açılacak. Kudüs-ün özgürlüğü demek Siyonist İsrail-in sonu demektir. Siyonist terör devletinin yıkılması demek, emperyalist batının, sömürü çarklarının kırılması, kurduğu sömür düzeninin yıkılması demektir. İslam coğrafyasındaki işgalin, sömürünün bitmesi, Haçlı ruhu ebediyen kaybetmesi demektir. Kudüs-ün özgürlüğü demek Filistinlilerin, Türklerin, Kürtlerin, Araplarınözgürlüğü demektir.Ümmetin özgürlüğü, birliği beraberliği demektir. Bu nedenle DünyaKudüs gününe Selahaddini bir şuur ve bilinçle sahip çıkmalıyız.
Kudüs-ün özgürlüğünün sağlanması yolunda kişisel ve topluluk bazında atılacak en önemli adım; öncelikli olarak İsrail ve destekçisi ülkelerin ürünlerinin boykot edilmesidir. Bununla birlikte Kudüs meselesi seminer, panel vb. etkinlikler ile gündemde tutulması, ümmetin yüreğini kor misali yakan böylesi bir meselenin unutulması ve unutturulmamasıda yapılabilecekler arasındadır.Fiili olarak yapılması gerekenler layıkıyla yerine getirildikten sonra da Rabbimizin “duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” buyruğunca özellikle duaların kabul edildiği muayyen vakitlerde dua orduları ile harekete geçilebilir.
Bu vesileyleDünya Kudüs Gününüzü ve Kadir Gecenizi tebrik ediyor, bu günün ve gecenin en iyi şekilde idrak edilmesini temmeni ediyoruz. 26.08.2011
27 Nisan 2009 tarihinde Elazığ İhya-Der merkezli operasyonlarla Elazığ’da 22 kişi Malatya’da 20 kişi yasadışı örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle gözaltına alınmış ve Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde Hizbullah örgütü üye ve yöneticisi oldukları iddiasıyla bu şahıslar hakkında iki ayrı dava açılmıştı.
Beş-altı ay öncesinden her türlü teknik takip ve araştırmayla hazırlanan bu operasyon ve takiplerde hiçbir somut delil elde edilememesine rağmen, kurulan tezgah ile bir sivil toplum kuruluşunun yok edilmesi amaçlandığından, dava açılmayla başka bir merhaleye geçilmişti. Bugüne kadar yaptığı hiçbir faaliyeti soruşturmaya dahi konu olmayan bütün etkinliklerini yetkili makamlardan izin alarak yapmış, faaliyet ve etkinliklerinin hiçbiri toplumsal bir huzursuzluğa neden olmamış İhya-der üyelerinin yargılanıp, cezalandırılmalarındaki hukuksuzluğun ve keyfiliğin kamuoyunun dikkatinden kaçmayacağını umuyoruz.
Elazığ merklezli İhya-der’i İllegal bir yapı gibi göstermek için CD ve doküman bırakılmış, yasal faaliyetleri dahi suç gibi gösterilerek kolluk-yargı paslaşması ile dernek üyeleri insafsızca haksız yere cezalandırılmışlardır. Başka yapılara yönelik yapılan bu türden komploları gören hükümet, nedense İhya-der ve aynı parelelde çalışan derneklere kurulan komploları ve hukuksuz muameleleri görmüyor.
Burada ele geçtiği iddia edilen CD, 2000 yılında polis tarafından ele geçirilen video kaset kaydının yine polisçe CD’ye dönüştürülmüş hali olup, bu CD’ler sadece Emniyet müdürlüklerinde mevcuttur. Hal bu iken yıllar sonra bu CD’nin bir STK’da bulunmasının anlamı ve izahı yoktur. Tek izahı bu tür STK’ları illegal yapı gibi gösterme, sindirme ve susturma operasyonlarına malzeme yapmak, haklılık kazandırmaktır. Ergenekon operasyonlarında ele geçen irtica eylem planında İslami kurum ve kuruluşlara bu türden komplolar yapılacağı belirtilmişti. Akredite olan bazı yapılara yönelik bu türden komploların varlığını kabul edip, üzerine giden ve komploları boşa çıkaran hükümet çifte standart uygulamaktadır. Bu camiaya yönelik kirli tezgahları gerçek kabul ediyor olmalı ki bu zülme sessiz kalıyor.
Aylarca yapılan teknik ve fiziki takiplerde hiçbir suç unsuru tespit edilememesine rağmen niyet okumalarla insanlar cezalandırılmaktadır. Sadece 3 defa telefon konuşması kayıt altına alındı diye kayıtta hiçbir suç unsuru bulunmamasına rağmen İhya-der üyesi bir avukatın terörden cezalandırılması tarihte görülmemiş bir insafsızlıktır. Fakir ve muhtaçlara yardım eden, hastalarla ilgilenen, insanları zararlı alışkanlıklardan korumak için komisyon kuran ve komisyonuna başvuran insanları birçok doktorla irtibata geçirerek iyileştirmeye çalışan bu derneğin yasal faaliyetleri cezalandırılma gerekçesi yapılmaktadır.
Farklı Sivil toplum Kuruluşlarını sindirmeye ve yok etmeye yönelik çalışmaların ortadan kaldırılması için 12 Haziran seçimiyle yeni oluşan meclisinde TCK’nin 314. maddesini keyfi yorumlayacak yargı sistemi ile ilgili yasaları değiştirmesi zorunludur. Yargıtay özel ve istisnai suç tipi olarak ön gördüğü TCK 314. maddeyi çok geniş yorumlar hale gelmiş olup istediği her faaliyeti terör faaliyeti hazırlık aşaması olarak kabul eder hale gelmiştir. Bu keyfi ve geniş yorum, yasama faaliyetine müdahale olup yargının yasama organı yerine geçmesi anlamına gelmektedir.
İnsaftan yoksun bu kararın suç saydığı faaliyetler aşağıda sayılmıştır.
Haftalık seminer toplantıları yapmak
Kutlu doğum etkinliği yapmak
Hz. Hüseyin ve Kerbela tiyatro gösterimi yapmak
İsrail’den izin almadan Filistinliler için gıyabi cenaze namazı kılmak
Diyarbakır’daki Kutlu Doğum Etkinliğine bir grup arkadaşıyla katılmak
Filistin’e destek mitingleri düzenlemek
Mekkenin fethini kutlamak
Ceza evindeki insanlara maddi yardımda bulunmak
Toplumsal bozulmayı önlemek için toplumun çeşitli alanlarına yönelik olarak komisyonlar oluşturmak.
İhya-Der yukarıdaki suçları (!) üye ve yöneticileriyle beraber işlemiştir. Bu suçlardan 150 yıl cezalandırılmışlardır. Bizden de bu zülme seyirci kalmamız, karara saygı göstermemiz bekleniyor. Zülum karşısında susan dilsiz şeytandır, zülme rıza zülumdur. Bu zülme sessiz kalmayacağız ve rıza da göstermeyeceğiz. Cezalandırılan dernek üyelerinin masumiyetine inanıyoruz. Kendilerine sabırlar diliyoruz.
Tüm STK’ların özellikle İslami STK’ların çirkin bir komploya maruz kalan İhya –Der’e sahip çıkmasını ve yargının bu kararını kınamasını umuyor ve kınamaya davet ediyoruz.
Hükümeti, Elazığ İhya-der’e kurulan komployu ve komplocuları ortaya çıkarmaya,sorumluları hakkında yasal işlem yapmaya davet ediyoruz.
Biz de bu zalimane kararı şiddetle kınıyor, bu ucube kararın emsal teşkil etmemesi için STK’ ları protestoya ve dayanışmaya çağırıyoruz.
Bilindiği gibi Şırnak-ın Cizre ilçesinde İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin kaldığı bir özel yurda İdil Caddesinde gösteri yapan PKK/BDP-li bir grubun molotofkokteyl, havai fişek ve taşlarla saldırması sonucu 3 öğrenci çeşitli yerlerinde oluşan yanıklar sebebiyle yaralanmışlardır. Yurtta kalan öğrenciler arasında büyük korku ve paniğe sebep olan bu saldırı hiçbir vicdani ve insani değer taşımayan malum kesimin siyasi ve ideolojik menfaatleri için gözü dönmüş bir şekilde her türlü mezalimi gerçekleştirebileceğinin önemli bir göstergesidir.
Özellikle son dönemlerde, İslami kesimlere ait Sivil Toplum Kuruluşları ile dindar kişilere ait işyerlerine, gözü dönmüş PKK/BDP kitlesi tarafından gerçekleştirilen molotoflu saldırıların, insanları diri diri yakacak kadar vahşi bir boyuta ulaştığı görülmektedir. islami STK-ların, mütedeyyin kişilerin işlettiği işyerlerinin ve imam hatipli öğrencilerinin kaldığı yurtların hedef seçilmesi, aslında içlerindeki din ve dindarlara karşı olan düşmanlıklarının dışa vurumundan başka bir şey değildir. Dini değerlere ve yapılara karşı düşmanlıklarında sınır tanımayan bu güruh daha önce de Yüksekova-da ve şimdi de Cizre-deki olayda görüldüğü gibi insanları diri diri yakmaya gidebilecek kadar insanlıktan çıkmış, hiçbir vicdani duygu ve değer taşımayan bir azgınlıkla saldırabilmektedirler.
Devletle mücadele adına, halk ile halkın inancı ve değerleri ve kurumları ile mücadele etmektedirler. Dünyada hiçbir yerde görülmeyen böyle bir mücadele şekliyle sadece halka zarar veren bu kesim, kendilerini aklı selime davet edenleri; ya “kendilerinin bu saldırıları yapmadıklarını” iddia ederek işin altından sıyrılmaya çalışmakta ya da duymamazlıktan gelmekte, bu tür olayları kınamamakta ve gerekli hiçbir tedbiri almayarak bu vahşete davetiye çıkarmaktadırlar. Bu tavırları ile de işlenen hertürlü vahşetin suç ortağıdırlar.
Kendilerince yaptıkları bu eylemlerin temelinde Kürd halkından kendileri gibi düşünmeyenleri baskı ve sindirme yoluyla yıldırarak, ya kendilerine katılmaya zorlamak ya da pasifize ederek bölgede kendileri dışında hiçbir gücü barındırmama düşüncesi yatmaktadır. Tamamen tek tipçi olan bu anlayış, faşist ve sakat bir anlayıştır. Geçmişte denenen bu faşizan anlayış, bugün PKK/BDP çevreleri tarafından daha da vahşi bir şekilde kürd halkı üzerinden tekrar uygulanmaya çalışılmaktadır. Ancak hiçbir şekilde bu oyun tutmayacak ve er-geç geri tepecektir.
Vahşi bir şekilde bu masum yavrularımızın hedef alınması ve yakılmak istenmesi tamamen sadist duygularla gerçekleştirilen bir düşüncenin ürünüdür. Bu tür eylemleri planlayanları ve düzenleyenleri ve alet olanları lanetliyoruz. Halkımıza zarar vermekten başka bir işe yaramayan bu tür eylemlerden vazgeçmeleri çağrısında bulunuyoruz. Saldırıda yaralanan kardeşlerimize de Rabbimizden acil şifalar diliyoruz.